Çölyaklılar Kalp Sağlıklarına Dikkat Etmelidir

Haberler & Duyurular

Mart 2014’de Amerika’da yapılan Amerikan Kardiyoloji Okulu toplantısında açıklanan ve önümüzdeki günlerde detayları yayınlanacak olan çalışmada çölyak hastalarının koroner arter hastalığı riskine karşı kontrollerini yaptırmaları önerildi. Yüksek tansiyon, erkek cinsiyet, ailede kalp hastalığı öyküsü, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, şişmanlık, sigara gibi bilinen koroner arter hastalığı (KAH)’nın çölyak hastalarında, yukarıda bahsedilen risk faktörlerinin yokluğunda bile daha sık görülebileceği ortaya çıkmıştır.

1999 ve 2013 yılları arasında KAH tedavisi görmüş toplam 22.4 milyon hastanın, bilgileri gözden geçirildiğinde içlerinde 24. 530 tanesinin çölyak hastası olduğu bulunmuş ve çölyak hastalarının risk faktörleri geriye kalan diğer tüm hastaların verileri ile kıyaslanmıştır. Buna göre hemen her yaş diliminde çölyak hastalarında belirgin bir risk faktörü olmasa da tek başına KAH görülme olasılığının diğer hastalarla kıyaslandığında 2 kat daha fazla olduğu gösterilmiştir. Bunun sebebinin ise çölyak hastalarında bağırsakdaki yangısal harabiyet nedeniyle dolaşım sistemi ve dolayısıyla kalbe, bağışıklık sistemini aktive edici daha fazla uyaran gitmesi olarak düşünülmüştür. Aslında benzer mekanizma vücudun herhangi bir yerinde yangısal hasarın devam ettiği eklem romatizması ve diğer bağ dokusu hastalıklarında da izlenmektedir. Yani bu tür yangısakl mekanizmaların KAH’ı tetiklemesi sadece çölyak hastalığına özgü bir durum değildir. Bu şekilde sürekli devam eden uyaran sayesinde halk arasında damar sertliği olarak bilinen ateroskleroz beklenenden çok daha hızlı gelişmektedir.

Çölyaklılar için bu çalışmadan çıkarılabilecek 3 önemli sonuç olmalıdır. Birincisi, KAH için kontrollerini ihmal etmemelidirler. Erken teşhis edilmiş KAH, ilaç ya da damar içi (anjiyografik) tedavi yöntemleri ile daha fazla ilerlemeden kontrol altına alınabilir. İkincisi çölyak hastalarının hayatlarını tehdit edebilecek önemli bir hastalığa karşı farkındalık sağlanmış oldu. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi her zaman altını çizerek vurguladığımız gibi daima glütensiz diyetlerine özen göstermeleri gerekliliğidir. Zira, hastalığın bazı tiplerinde diyetteki glüten kaçamağının önemli bir yakınmaya sebep olmaması, bağırsak hasarının olmadığı anlamına gelmez. Önemli olan bağırsaktaki yangısal hasarın durdurulmasıdır ki bu da mümkün olduğunca bağırsaklarda glütenle karşılaşmayı önleyecek şekilde diyete uymakla mümkün olur.